Gasp / Damla GÜNDÜZ

  GASP

  Başıma saplanan bir ağrının şiddetiyle açtım gözlerimi. Yerde yatıyordum, hava karanlık, yağmurluydu ve ay bu simsiyah gecede bir güneş edasıyla parlıyordu, yıldızlar ise gökyüzündeki rahat yerlerinden birer birer göz kırpıyordu bana. Yağmurun yüzümü delip geçen sert damlalarından korunmak için başımı çevirdim fakat bu pek de işe yaramadı. Gecenin karanlığı saatin epey geç olduğu izlenimini veriyordu. Bu saatte böyle bir yerde olmama anlam verememiştim. Aklımdaki binlerce soruya cevap aramaya çalışırken yerimden kalkmayı denedim ve o keskin ağrı yeniden bir bıçak gibi başıma saplandı. Gözlerimi açmakta bile zorluk çekiyordum. Birkaç dakika başımdaki bu ağrının azalmasını bekledim ve gözlerimi tekrardan açtım. İlk işim etrafıma bakınmak oldu. Burada bir parkın basketbol sahasındaydım, sahanın etrafı yüksek tellerle çevriliydi, kolumdaki saate baktım ve saat gece 03.00’ü gösteriyordu. Etraf oldukça sessizdi bu sessizliği bölen tek şey ise yağmurun sert bir şekilde zemine çarpması oluyordu. Bu saatte etrafın bu denli sessiz oluşuna şaşmamak lazımdı, muhtemelen herkes evlerine çekilmiş sıcacık yataklarında derin bir uyku uyuyordu. Peki, ben, evimde, yatağımda olmam gereken bu saatte bu sahanın içinde ne arıyordum?

  Bir anda aklıma ailem geldi, eminim ki benim için çok endişelenmişlerdir. Telefonumu bulup onları aramak için ellerimle ceplerimi yokladım ama telefonum yoktu. Sırt çantama bakmayı düşündüm fakat sırt çantam eser yoktu. Ailemi veya herhangi bir yeri arayamayacağımın endişesi kapladı içimi. Oturduğum yerde, sırtımı tellere yasladım ve başımı dizlerime dayayarak panik içinde ağladım. Böyle devam edemezdi, kendimi toplamam lazımdı. Görüşümü bulanıklaştıran gözyaşlarımı sildim ve derin bir nefes aldım. Tellerden tutunarak ayağa kalkmaya çalıştım ve baş ağrısı yeniden bu işi zorlaştırdı. Ellerimle başımı tuttum ve daha sonra ellerime baktığımda derimin soyulmuş olduğunu ve üzerinde kurumuş olan kan lekelerini fark ettim. Elimi başıma bir kez daha atmamla beraber bir acı hissettim ve başımın da yara almış olabileceğini düşündüm. Biraz zorda olsa ilerlemeye çalıştım ve sahanın kapısına doğru ilerledim. Olamaz! Kapı kilitliydi. Bu nasıl olur?

   İçimi kaplayan yoğun telaşın bu sefer beni ele geçirmesine izin vermedim. Tellere tırmanarak buradan çıkacaktım. Öyle ya da böyle buradan ayrılıp neler olduğunu öğrenmeye çalışacaktım. Kapının yanındaki tellere baktım, oldukça yükseklerdi fakat yine de buraya tırmanmak zorundaydım. Ellerimle tutunduğum tellerin ufak boşluklarına bir ayağımı attım, daha sonra da diğer ayağımı. Kendimi yavaş yavaş biraz daha yukarı çektim, Evet, işte oluyordu, buradan çıkabilecektim! Tam olarak bunları düşünürken ayağım kaydı ve taş zemine sert bir şekilde çakıldım. İlk deneme tam bir fiyasko olmuştu. Başımı bir yerlere vurmadığım için şanslı sayılırdım, tabii bu durumda ne kadar şanstan bahsedebilirsek… Yerimden kalkmam biraz zaman aldı ama pes etmek yoktu. Bu sefer tekrar denedim ellerimle teli tuttum ve önce sağ ayağımı sonra da sol ayağımı koydum tellere. Bu sefer daha sıkı sıkıya tutundum ve daha yavaş, temkinli adımlar atarak ilerlemeye çalıştım. Bu sefer erkenden sevinmeyecektim. Yavaş yavaş ilerlerken aşağı doğru baktım ve tellerin yarısına kadar tırmanmış olduğumu fark ettim. Kollarımdaki halsizlik ve düştüğümde incinen ayağımın ağrısı beni güçsüz düşürmeye yetiyordu. Yine de yavaş da olsa yeniden ilerledim. Bir adım, bir adım ve bir adım daha… Nihayet tellerin en tepesine ulaşabilmiştim. Bu sefer gerçekten başarmıştım! Şimdi ise aşağı inmek kalmıştı. Yağan şiddetli yağmur işimi daha da zorlaştırıyordu. Yeniden yavaş ve temkinli adımlarla bu sefer dışarıya ulaşmak için ilerledim. Ve en sonunda ayağım güvenli bir şekilde yere basmıştı. Çok yorulduğumu hissettim sonunda dayanamayarak yerdeki ıslak çimlere kendimi bıraktım. Soluk soluğa kalmıştım.

  O şekilde kaç dakika kaldığımı bilmiyorum, yağmur beni baştan aşağı ıslatmıştı. Aradan geçen bir sürenin ardından biraz da olsa dinlenmiş bir şekilde kalktım. İleride belli belirsiz bir park görünüyordu, bu parkı aydınlatan tek bir sokak lambasının dışında etrafta ışığa dair herhangi bir iz yoktu. Oraya gidip en azından caddeye çıkabilir ve buradan kurtulabilirdim. Çamura bata çıka ilerlerken gözüm kıyafetlerime takıldı üzerim ıslak olmanın dışında paramparça bir haldeydi. O sırada başıma saplanan ağrı zihnimde belli belirsiz görüntülerin oluşmasına sebep oldu.

  Hızlı adımlarla evime ulaşmak için yürüyordum tam o sırada yanıma siyah bir araç yanaşmıştı ve araçtan uzanan uzun bir kol çantamı almaya çalışmıştı. Fazlasıyla direndiğim için ardından hiç tereddüt etmeden beni sürüklemeye başlamıştı. Saatin geç olması sebebiyle de etrafta kimse yoktu. Ve bir anda zihnimde oluşan görüntü kesildi. Olanları hatırlamaya başlamıştım ve bu dayanılmaz bir acıya sebep oluyordu. Başımı ellerimin arasına alarak çamurlu yolda ilerlemeye çalıştım. Yoldaki çamur yürüyüşümü güçleştiriyor bu da beni daha bitkin bir hale getiriyordu. Parka ulaştığımda neredeyse sürünür haldeydim. Ellerimle görüş açıma giren banka tutundum ve nefes nefese bir halde kendimi banka doğru çektim. Bu sırada yeni anılar üşüştü beynime. Araba beni sürüklerken ki duyduğum acıyı yeniden hissettim. Araba bir süre beni sürükledikten sonra artık çantayı tutacak halim kalmamıştı ve çantayı bırakarak arabanın gerisinde kalmıştım. O sırada arabanın durduğunu anımsadım. Muhtemelen öldüğümü düşünmüşlerdi. Panik içinde yanıma yaklaşan uzun boylu, kötü giyimli birisini hatırlar gibi oldum. Devamında zihnimde hiçbir şey canlanmadı fakat birisinin beni kucaklayıp götürdüğünü hatırlıyordum.

  Son olarak hatırladığım şey bunlar olmuştu. Yine de onca sürüklenmeye rağmen bu kadar az hasarla atlattığım için mutluydum. Tekrar ayağa kalktım ve zor da olsa yola koyuldum. Işığı yanan küçük bir dükkân ilişti gözüme, buraya girdiğimde neredeyse bayılacak haldeydim. Neyse ki birisi beni tutup bir sandalyeye oturtmuştu. Kendime gelmenin ardından olanları dükkân sahibine ve orada bulunan birkaç kişiye anlattım. Onlar da hiçbir şey görmemelerine şaşırmışlardı. Fakat gören olsa bile buradaki insanların başlarına dert almamak için hiçbir işe karışmadıklarını söylediler bana. Ve ardından önce ambulansı aradılar. Hastaneye gitmemin ardından gelen polislere her şeyi anlattım. Daha sonra ailem ile kavuştum.

  Aradan geçen bir ayın ardından başıma gelenleri daha detaylı öğrendim. Gasp sırasında yaralandığımı fark eden hırsızlar beni birisi bulur umuduyla bir yere bırakmak istemişler fakat yakalanma riskini de hesaba katarak beni o ücra yerdeki basketbol sahasına bırakmışlardı. Beni bıraktıkları sırada ise kapıyı kilitlemediklerini sadece kapattıklarını söylemişlerdi. İlk başta suçlarını itiraf etmek konusunda oldukça direnmişlerdi fakat yine de bu yakalanmalarına mani olmamıştı. Araçlarından çıkan cüzdanım onları ele vermiş ve sonunda itiraf etmek zorunda kalmışlardı. Tabii bunun neticesinde gereken cezayı almaktan da kaçamadılar.

  Adaletin yerini bulmuş olması yaşadığım tüm travmaya rağmen yüreğime su serpmişti.

Damla GÜNDÜZ

Editör Şair Gazetesi

YORUM YAZIN

Yorumlarınız bizler için değerlidir.